Mardin Kent Gazetesi

Gazeteci Yazar Nihal Şen Yazdı: JOKER’in mücadelesi, toplumu ayrıştırmak için mi? birleştirmek için mi?

Gazeteci Yazar Nihal Şen Yazdı: JOKER’in mücadelesi, toplumu ayrıştırmak için mi? birleştirmek için mi?
Gazeteci Yazar Nihal Şen( nihalsen@outlook.com.tr )
95 views
13 Aralık 2021 - 8:15

JOKER İzlemeyenler, “İzlesem mi” diye düşünenler ve izleyemediği için üzülenler.. Size iyi bir haberim var. JOKER Netflix’te. İzleyip izlememek yönündeki düşüncelerinizi netleştirmek için nacizane fikrimi bu yazımda kaleme aldım. Okuyun ve sonra ayaklarınızı uzatıp Arthur’un hayatına bir göz atın. Şimdiden izleyenlere İYİ SEYİRLER EFENİM..

Öncelikle belirtmeliyim ki, bu yazı olabildiğine sade ve anlaşılır bir dille ele alınmıştır. Bu yazıda asıl olan süslü kelimeler kullanıp metin içeriğini zenginleştirmek değil, JOKER’i olabildiğince basit şekilde anlatıp herkesin dikkatini bir noktada toplayabilmektir. Birbirimizi anladıysak şimdi de Joker’i anlayalım.

Anlayalım diyorum, çünkü Joker karakterini iyi kötü hepimiz tanıyoruz. Batman filmiyle hayatımıza giren Joker; kötü, palyaçodan bozma bir makyajla dolaşan, düzene(düzensizliğe) başkaldıran, yakıp yıkan, cinayetler işleyen, ürkütücü kahkahalar atan, kendisine özgü şekillerde ‘kendini’ ifade etmeye çalışan bir karakterdir. Onu bu yönüyle görmeye öyle alıştık ki, alışılmışın dışına çıkan Joker filmi daha izlenmeden birçok kişide antipatiye neden oldu. Çünkü alıştığımız Joker hepimizin içindeki isyanı dışarıya çıkarıyor, bizim hiçbir zaman yapamayacaklarımızı yapıyordu. Hepimizin böyle bir isyan duygusuna, cesarete, gözü karalığa ihtiyacı vardı. Böyle olunca da, bu sınırların dışına çıkan yeni karakterler bize fazla çekici gelmedi ya da benimsenemedi.

Oysa günümüze kadar yapılmış olan tüm Joker filmleri içerisinde ‘bizi’ gerçek anlamda yansıtan en başarılı iş buydu.

Joaquin Phoenix’in hayat verdiği Arthur Fleck, en büyük hayali komedyenlik yapmak olan profesyonel bir palyaçodur. Yaşadığı maddi ve çevresel sıkıntılara rağmen kibar olmaya ve insanları mutlu etmeye çalışmaktadır. Bunu kendisine verilmiş bir görev olarak görmektedir çünkü yaşlı annesi (Frances Cornoy) onu bu bilinçle yetiştirmiştir.

Arthur toplumda kendine yer edinmeye çalışsa da başarılı olamamıştır. Bunun nedenlerinden biri de gülüşünü kontrol edememe (Psödobulbar Etki) gibi ciddi akli ve nörolojik hastalıklarla uğraşmasıdır.

Olmadık yerlerde, isteği dışında gülme krizlerine girmesi insanlar tarafından yanlış anlaşılmakta ve olumsuz tepkilere neden olmaktadır. Yine böyle bir anda hayatındaki her şey daha da kötüye giderken yaşadığı bunalımla kendisine sataşan üç Wall Street brokerini öldürür. Halk bu cinayetleri, fakirin daha da fakirleştiği, zengininse daha da zenginleştiği dönemde, aradaki dengesizliği eşitlemenin yeni yolu olarak görmüştür.

Herkesin yalnızca palyaço maskesi takmış biri olarak tarif ettiği Arthur, artık bir halk kahramanıdır.İyi yanıyla halka var olduğunu göstermeye çalıştığında hor görülen, itilip kakılan Arthur, kötü yanıyla binlerce insanın sevgilisi haline gelmiştir. Bu da ona yaşadığını hissettirmiştir.

Arthur düzenli olarak gittiği stand-up gösteriminde bu kez sahneye çıkar. Ancak esprisini yapacakken yine gülme krizine yakalanır ve işler istediği gibi gitmez.

Bir akşam evde oturmuş hayatı boyunca katılmak istediği talk şovu izlerken ekranda kendisini görür. Stand-up gecesindeki görüntüsü ekrana yansımaktadır ve programın sunucusu Murray Franklin (Robert De Niro) kendisiyle dalga geçmektedir. Bir kez daha hayal kırıklığı yaşayan Arthur’un artık sabredecek gücü kalmamıştır. İnandığı her şeyi tek tek kaybederken silahının ona verdiği güç karşısında yeni bir kimlik kazanmıştır. Artık ezilen, hor görülen, yok sayılan, güçsüz Arthur değil; herkes tarafından sevilen, bir topluluğa önderlik eden, güçlü ve cesur JOKER’dir. Arthur, şaka yapan kişi olmak yerine şakanın kendisi olmuştur.

Bu filmde, Joker’in anlatmaya çalıştığı birden fazla şey vardır. Sınıfsal ayrılıklardan kişilerin duyarsızlığına, adaletsizlikten sevgisizliğe kadar pek çok noktaya değinmektedir. Özellikle Arthur’un gülme krizlerine girdiği zamanlarda çektiği acı hepimizin içine işlemiştir. Yalnızca bu performansı için bile Joaquin Phoenix bir alkışı hak etmektedir.

Arthur, gergin olduğu ya da mutlu olduğu anlarda yaptığı dansıyla akıllarımızda uzun süre yer edecek.

Filmin başından sonuna kadar insanların birbirini artık dinlemediklerinden yakınan JOKER, aslında toplumun yarattığı bir karakterdir. Arthur anlaşılmaya çalışılmamıştır. Dinlenmemiştir. Kimse onu ciddiye almamıştır. Fakat hep bir elden yarattıkları JOKER, yaptığı her hareketiyle toplum tarafından sorgusuz sualsiz kabul görmüş, anlaşılmıştır.

Simdi bu filmi izledikten sonra sizin aklınızda ne kalıyor? Kendinizi filmin hangi yönüyle eleştiriyor veya eşleştiriyorsunuz?

Kendi adıma cevaplayacak olursam, ben artık önyargılı olmayı bırakıp, çevremde gerçekten de sesini duyurmak isteyen insanları dinleyeceğim. Hayır! Onların Joker’e dönüşeceğini düşündüğüm için yapmayacağım bunu. Yapma nedenim herkes durup dinlenmeyi, konuşulmayı, saygı duyulmayı hak ediyor.

Filmi ele alış biçimiyle, sahnelerin kalitesi ve konuları işleyiş tarzıyla harikalar yaratan usta yönetmen Todd Philips’in de hakkını vermeliyiz. Filmin sonunda hepimize Joker’in aslında tüm olayların dışında kalan narsist bir kişilik olduğunu göstermiştir. Ama bence asıl narsist olan ana karakterin karşılaştığı toplumdur.

JOKER karakteri hakkında birçok eleştiri yapılacak ve toplumun bazı kesimlerini olumsuz davranışlara iteceğini belirtenler olacaktır. Ama onu gerçekten anlayanlar aslında toplum üzerinde düzeltmeye gidecektir. Özeleştiri yapabilme kabiliyeti olanlar kendilerini düzeltme yoluna gideceklerdir. En sonunda JOKER’in toplumu ayrıştırmak için değil de birleştirmek için var olduğunu saptanacaktır.

NİHAL ŞEN

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.