Mardin Kent Gazetesi

Sosyolog Fahri Çelik: Ahlak üzerine Notlar

Sosyolog Fahri Çelik: Ahlak üzerine Notlar
Sosyolog - Filozof Fahri Çelik( filozoffahri@hotmail.com )
114 views
08 Ağustos 2022 - 21:51
Ahlaktan(etikten) yoksun olan toplumlar insanlıktan ve vicdandan da mahrum olur. Çünkü vicdan, insanın kendisini sorgulamasını sağlayan ,insanı iyiye yönelten ve kötüyü engelleyen iç duygudur. Eğer toplumu oluşturan bireylerin çoğunluğu vicdandan yoksun olursa o toplumda ‘başarı için bütün kötülükleri yapmak mubahtır’ zihniyeti hakim olur. İlk önce dinin bütünü ile ahlak kurallarını birbirinden ayırmak gerekir.
Çünkü dinin özü ilahi kaynaklı(tabii dinlere göre),ahlakın kaynağı ise insan ilişkileri, Yani, insanın yaşamıdır.
Ahlak kuralları insanlığın varoluşundan beri var olmuştur. ilkel(doğal) insanlar bile kendi yaşamlarını sürdürebilmek ve düzeni sağlamak için kendilerine özgü, bireysel de olsa ,kuralları varmış. En bariz ahlak kurallarından biri insanlar, ihtiyaca göre hayvan avlar ve bitki toplarlardı. İhtiyaç fazlası asla hayvan avlamaz ve bitki-meyve toplamazdılar.
Bu ahlaki kural insanlar arasında doğal bir eşitlik sağlamıştı. İlkel(doğal) toplumlar ekonomileri avcılık ve toplayıcılığa dayanırdı. Özel mülkiyet yoktu. Onun için sınıf farklılığı, zengin-fakir, köle-efendi ayrımı yoktu. Tabii oluşan ahlak kuralları farkında olmadan doğal koşulların insanı zorlayarak oluşan kendiliğindenci
kurallardı. Ama ne kadar doğal ahlaki kurallar olursa olsun insan ilişkilerinden doğmuştur.
Kimi dönem gizemli ,kimi dönem dini, kimi dönem doğa üstü özelliklere bürünmüştü. Ama hangi ahlaki kurallar olursa olsun kökeni mutlaka insan ilişkileridir Bunda dolayı ahlak kuralları ile dini kurallar birbirine karıştırılmasın. Ne kadar dini ve ahlaki kurallar iç içe ve bir bütünmüş gibi görünse de dini kurallar doğa üstü ilahi şeylere ,ahlaki kurallar ise insanı ilişkilere dayanır. Dini kurallar dogmatik ve tamamıyla mutlak değişmezdir; ahlaki kurallar mutlak değildir ve toplumdan topluma değişir. örneğin töre, gelenek, görenek ,adet vb. birer ahlak kurallarıdır. Mesela töreler toplumdan topluma ve aynı toplumda zamanla değişir. Fakat dinin ibadeti evrenseldir.
İslami ibadet tüm İslam aleminde aynıdır, değişmez. Hristiyan ibadeti de tüm Hristiyan toplumlarda aynıdır değişmez. Ama ahlaki kurallar çağdan çağa ve toplumdan topluma değişir ve toplumların yaşamlarını, bireylerin davranışlarını önemli ölçüde etkiler. Hatta belirler.
İşte ahlakın edinilmesinde toplumcu ekonomik ilişkiler ve bilimsel eğitimin önemi devreye giriyor. Yani eğitim bütün insanların ve doğanın faydasını gözeterek yapılırsa yetişen bireyler daha vicdanlı, daha doğa koruyucu ve daha az bencil bir varlık olur. Bu zihniyet topluma kazandırılırsa insanlar birbirlerini düşünecek, paylaşmayı öğrenecek ve sömürünün kötü olduğunun farkında olacak.
En iyi öğretilecek şeyler iyinin ve kötünün birbirinden nasıl ayırt edileceğidir. Daha doğrusu hırsızlığın, talanın, sömürünün, tefeciliğin, kul hakkı yemenin, doğaya ve tüm canlılara zarar vermenin, her türlü ırkçılığın ahlak dışı ve kötü olduğunu; insanları doğayı ve tüm canlıları sevmenin, paylaşmanın, dayanışmanın insanı bir görev olduğunu ve kendi menfaatın gibi tüm insanların menfaatini düşünmek gerektiği öğretmek ve bunları gerçekleştirmek için ileri gelenlerin ve büyüklerin örnek olması gerekir..
Kapitalist sömürücü eğitim insanlara sadece bencilliği, tefeciliği, uyuşturucu bir yaşamı ve hem kendine hem de tüm insanlara yabancılaşmayı öğretir. Hatta sadece para kazanmayı düşündüğü için her türlü sahtekarlığı ve vicdansız davranışları yapmaya yönelecektir. En büyük tehlike de sadece dinci ve dogmatik düşüncelere dayalı bir eğitimle insanların kişiliklerini biçimlendirmektir.
Ben bireylerin istekleriyle dini eğitim almalarına karşı değilim . Tam tersi bunu isteyen her bireyin doğal hakkıdır. yani ben din ve vicdan hürriyetini (Laikliği)sonuna kadar savunuyorum. Ama bir toplum din adına(dine aykırı)hurafe şeylerle beyinlerin yıkanmasına karşıyım. Çünkü bu tür bireyler sadece ittiatçı olur ve sorgulayıcı kişilikten yoksun olurlar. Bu tür bireyler vahşi kapitalizmin(sömürücü sermayenin) farkında olmadan savunucuları ve koruyucusu olurlar. Sorgulamayan ve düşünmeyen bireylerde vicdan olması mümkün değildir. Böyle bireylerden oluşan toplumlarda ne huzur, ne eşitlik , ne acıma ne de paylaşma duygusu olur .işte en güzel örneği çağımızın toplumları. Bu toplumlarda vicdan ,paylaşım, sevgi, saygı duyguları tamamen azalmıştır. Bu da yaşamı yaşanmaz hale getirmiştir . Tüm toplumlarda yabancılaşma had safhada, uyuşturucu illeti insanlığın baş belası olmuş, kim kimi soyarsa, kim kimi ezerse anlayışı vazgeçilmez toplumsal davranışlar haline dönüşmüştür.
Tüm canlıların asıl yaşam kaynağı olan doğa şuursuzca kendi çıkarları için tahrip edip insanlığın geleceği büyük tehlikelere sokulmuştur. En medeni denilen toplumlar bile(örneğin Avrupalılar)çıkarlarına ters gelince ve hesaplarına gelmeyince en acımasız ilkel ve vicdansız toplumlara dönüşürler. Ki bunun örnekleri son zamanlarında göçmenlere karşı, Ukrayna, Bosna Hersek, Afrika toplumlarına karşı acımasızca izledikleri politikalarıdır.
Bunun en önemli nedeni bencil, sadece bireysel menfaatlerini düşünen ve para kazanmak için her yol mubahtır zihniyetini bireylere dikte ettiren bir azınlığın düzenine dayalı eğitimin sonucudur.
Asıl ahlak; bireylere vicdan duygusunu kazandıran, birbirlerini düşünmesini sağlayan, eşitliği ve özgür düşünmeyi kazandıran evrensel, insanı ve doğa sevgisine dayalı değerlere dayanan toplumcu bilimsel, akılcı ve sorgulayıcı eğitimdir.
Tüm dünyada ahlakın ve toplumsal değerlerin çökmesi oligarşik(bir azınlık zümre)sistemin eğitim anlayışıdır. Çünkü bu sistem dini ,imanı paradır, daha çok kazanmaktır. Doğa tahrip olmuş, hava ve akarsular kirlenmiş, ormanlar yanmış, insanlar açlıktan ölmüş bu oligarşik sistemin umurunda değildir. En güzel örneği kurulan fabrikaların, elektrik santrallerin, üretilen teknolojinin tüm insanların menfaatini düşünmeyip sadece bir avuç kesimin çıkarlarına uygun üretildiği için insanlığa büyük zararlar vermiş ve yaşamın geleceğini büyük tehlikeye atmıştır.
Bu sömürücü çağın düzenleri en adi ve kötü ahlaksızlığı ahlaklılık haline dönüştürmüştür. Örneğin eskiden tacizciler, tefeciler, haramiler insanlara görünmekten utanırken, boyun eğerek sokakta yürürken; günümüzde ise birer efendi olup utanmadan sokakta gezerler. Hatta bunlar dinlerine göre en önde ibadet edip çok dinci ve ahlaklı görünürler. Bizler ise bunlara saygı gösterip sesiz kalarak aslında günahlarına ortak oluyoruz. Çünkü insanların çoğunluğu gözü gerçeklere karşı körelmiş ve paradan başka birşey görmez hale gelmiştir.
Ya bu dünya düzeni yıkılıp cennete dönüşecek, ya da bu düzen devam ettikçe dünya cehennemden başka bir şey olmayacak insanların çoğunluğu için.
İşte ilkel komünal toplumlardan sonra ortaya çıkan özel mülkiyet ve bencilliği barındıran bireysel özgürlük zamanla insanları en vahşi, en vicdansız, en cani ve en sömürücü talancı bireyler haline getirmiştir. Onun için evrensel insanı değerlere, sevgiye ve dayanışmaya dayalı bir ahlakı toplumlara egemen kılmak lazım.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.